BESİN ALERJİLERİ

Besinlerin neden olduğu düşünülen her türlü olumsuz etki, genellikle besin aler­jisi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama her zaman doğru olan bir yaklaşım değildir. Besin alerjisi farklı bir kavramdır.Besinlere ve/veya besin katkı maddelerine karşı vücutta oluşan her türlü normal olmayan yanıt ve olumsuz etki “besin reaksiyonu=besin aşırı duyarlılığı” olarak tanımlanmalıdır. Besin reaksiyonu=besin aşırı duyarlılığı altında iki hastalık grubu bardır. Besin intoleransı ve besin alerjisi.

Besin intoleransı ve besin alerjisi  farklı kavramlardır. Bunların tanımlamasının yapılması önemlidir.

Besin intoleransı: alerjik kökenli olmayıp, vücudun fizyolojik özelliklerine (yapısına) ve/veya besine bağlı olarak gelişir. Örneğin besin intoleransı vücutta bulunan barsak enzimleri eksiklikleri (laktaz=süt şekerini parçalayan enzim), mide-bağırsak hastalıkları ve psikolojik nedenlere bağlı olarak kişinin yapı ve özelliklerine bağlı gelişebilmektedir. Ayrıca alınan besin faktörlerine bağlı da besin intoleransı oluşabilmektedir. Alınan besinlerdeki toksinler, enfeksiyon oluşturacak mikroorganizmalar, farmokolojik ajanlar (kafein, çay ve çikolatda bulunan teobromin, domatesdeki triptamin, peynirdeki tiramin gibi ajanlar) ve besinlere bulaşmış ağır metaller, pestisitler (böcek öldürücüler), antibiyotikler gibi nedenlere bağlı besin intoleransıda gelişebilmektedir.

Besin alerjisi: İnsan vücudu,  doğadaki tüm canlılar gibi kendilerinden olmayan doku, hücre ve moleküllere karşı savunma sistemlerine sahiptirler. Vücuda giren yabancı doku, hücre ve molekül, savunma sistemimiz (immun sistemimiz) aracılığıyla yabancı olarak tanınıp, birçok reaksiyonlar  (immunolojik mekanizmalar) ile ortadan kaldırılır. Bu şekilde de vücut yabancı maddeler ve mikroorganizmalardan korunur. Bu normal bir savunma sistemi cevabıdır. Alerji de ise vücudun bazı maddelere karşı aşırı duyarlılığı vardır ve bu nedenle savunma mekanizmaların biraz abartılı ve farklı olarak çalışması sonucu istenmeyen normal dışı bulguların oluşması söz konusudur.

Besin alerjisinde ise genetik olarak yatkın ve duyarlı kişilerde, alınan besinlerdeki antijenlere (vücudumuza yabancı maddelere) karşı vücudun immunolojik  (savunma sistem) cevabı biraz abartılı ve farklı olarak çalışması sonucu istenmeyen normal dışı bulgular oluşur. Besin alerjisi duyarlı kişilerde besindeki maddelere (antijenlerine) karşı oluşan IgE (immunglobulin E) tipi koruyucu proteinler ve/veya hücre (spesifik T hücreleri) aracılığıyla oluşmaktadır. En sık karşılaşılan durum ise besinlerdeki antijenlere karşı oluşan spesifik IgE’ye bağlı ortaya çıkan besin alerjileridir.

Normalde vücudun immun sisteminin görevi, vücuda dışarıdan gelecek mikroorganizmalar ve hastalık yapıcı maddelere karşı vücudu korumak ve savunmaktır. Vücuda zararlı mikroorganizmalar, hastalık yapıcı patojenlerin ve antijenlerin vücuda giriş yolu sindirim (mide-bağırsak) sistemimizin mukozasıdır (yüzeyi döşeyen zarlarıdır). Sindirim sistemimizde besin antijenlerine karşı koruyucu mekanizmaları vardır ve bu şekilde vücudumuza besin antijenlerinin girişi engellenir. Koruyucu mekanizmalara rağmen besin antijenlerinin %2’si sindirim sistemimizden girerek, kana geçip vücutta dağılırlar.  Sağlıklı çocuklarda ve erişkinlerde sindirim sistemimizin koruyucu mekanizmalarını geçip vücuda giren besin antijenleri ise bağırsaklarda bulunan bağışıklık dokularında (Lenfoid doku=GALT) işlemden geçirilerek  vücutça tanınır hale getirilir ve bu besinlerdeki antijenler yabancı madde olarak algılanmazlar ve de alerji gelişmez. Bu duruma “oral tolerans” denilir. Yaşamın ilk yıllarında sindirim sistemimizin koruyucu yapıları tam olgunlaşmadığından ve gelişmediğinden besin alerjileri bu nedenle çok daha sık görülür.

Ailelerinde alerji olan, alerjiye yatkın ailelerin bebeklerinde, bebeklik döneminde de sindirim sistemlerinin koruyucu yapıları da tam gelişmediğinden sıklıkla besin alerjisi gelişebilir.Son 30 yılda dünyada alerjik hastalıklar ve besin alerjilerinin görülme sıklığı giderek artmaktadır.  Bebeklerin ve küçük çocukların yaklaşık % 4-5’i yaşamlarının ilk 3 yılında bazı besinlere karşı alerjik reaksiyonlar gösterirler. Erişkinlerde besin alerjisi %1 oranındadır. Besin alerjileri besi­nin sadece ağız yoluyla alınması ile oluşmaz. Çok nadiren besine dokunma ve hatta kokusunun solunması ile de ortaya çıkabilmektedir.

Besinler birden fazla maddelerin karışımı şeklindedirler. Tek bir madde ihtiva eden besin yoktur. Besinler proteinler, şekerler, yağlar, vitaminler, mineraller ve sudan oluşur. Ayrıca hazır gıdalarda katkı maddeleri de bulunmaktadır. Bu nedenle besinin hangi maddelerine karşı alerji geliştiğini anlamak kolay değildir. Besinlerin içerdikleri maddeler arasında alerjiye yol açan kısmı genellikle besindeki protein yapılarıdır.Besinsel alerjenler, molekül ağırlıkları 10.000-67.000 dalton arasında değişen özellikle glikoprotein yapısında maddelerdir.Bunlar genellikle ısıya dayanıklı, suda eriyebilen, aside ve proteolitik enzimlere dirençli yapılardır.

 

ÇOCUKLARDA BESİN ALERJİSİNE NEDEN OLAN GIDALAR:

 

Çocuklarda en sık olarak görülen besin alerjisi inek sütü, yumurta veyer fıstığına bağlı gelişen alerjidir. Yapılan araştırmalarda, bebeklerde yaşamın ilk 2 yılında %2,5 oranında inek sütü alerjisi, %1 oranında yumurta alerjisi ve %0.6 oranında da yer fıstığı alerjisi geliştiği gösterilmiştir.Çocuklarda besin katkı maddesi duyarlılığı ise % 0.2 arasında belirtilmiştir. Çocukluk çağında bu gıdaların dışında sık olarak alerjiye neden olan besinler ise buğday, soya, kabuklu ve yağlı kuruyemişler (fıstık, fındık, ceviz), deniz ürünleri, çikolata, bal, tahıllar, etler, meyveler, sebzeler, kuru baklagiller, ba­haratlar, çeşni vericiler  ve bazı içeceklerdir. Bazı besinler alerjik reaksiyon geliştirmelerinin yanında, benzer maddelere karşıda çapraz alerji gelişimine de  neden olabilirler. Örneğin inek sütüne alerjisi olan çocukların çoğunda keçi sütüne ve soya proteinine karşıda çapraz alerji gelişmektedir.

İnek sütü diğer hayvan sütlerine, tavuk yumurtası diğer kuşların yumurtalarına, yer fıstığı çeşitli diğer ağaç fıstıklarına ve nadiren diğer baklagillere, soya fasulyesi nadiren diğer baklagillere çapraz duyarlılık geliştirirler.

Besin alerjisi oluş mekanizması olarak 3 gruba ayrılır.

A) İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjileri

B) Non- İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjileri

C) Miks tip besin alerjileri

 

A)  İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjileri:

Alerjiye yatkın bireyler alerjen besin maddelerini aldıklarında ve alınan bu besinin alerjenik maddeleri vücudun ve özellikle de sindirim sisteminin koruyucu yapılarını geçip vücuda girdiğinde, vücutta besine spesifik (sadece o maddeye karşı) immunglobulin E antikorları (koruyucu maddeleri) oluşur. Ayrıca vücudun özel savunma hücreleri o besin antijenlerini tanır hale gelir ve kişi o besin maddesine karşı duyarlılaşır. Bu duyarlılık oluştuktan sonra alerjen besin maddesi tekrar alındığında vücut bu maddeye duyarlılaştığından ani başlangıçlı (akut)  bulgular oluşur. Besin alerjisinde ani başlangıçlı bulgular besindeki maddelere (antijenlerine) karşı oluşan spesifik IgE tipi antikorlar (koruyucu proteinler) aracılığıyla gelişir.IgE'ye bağlı gelişen besin alerjileri sıklıkla besin alındıktan dakikalar ya da 1-2 saat sonra ortaya çıkar.

Alınan alerjen besin maddesi vücuda girdiğinde, o besin maddesine karşı oluşmuş spesifik Ig E antikorları ile karşılaştığında ortaya birçok maddeler (sitokinler= bağışıklık sistemi hücrelerinin işlevlerini kontrol eden kimyasal haberci madeler) salgılanır. En önemlisi histamindir. Ortaya çıkan bu kimyasal haberci maddeler ve histamin salgılanması sonucu kılcal damarlarda genişleme (buna bağlı deride kızarma), damar duvarlarında geçirgenliğin artması (buna bağlı kabartı, şişme ve döküntü), solunum yollarındaki veya bağırsaktaki düz kaslarda kasılma(=kontraksiyon: buna bağlı solunum zorluğu, hışıltı ve karında ağrı) ve solunum yollarındaki sekresyonların artması (buna bağlı solunum zorluğu ve hışıltı) ve çok nadir olguda da  tüm damardaki geçirgenliğin artması ve damar genişlemesi(buna bağlı şok) tablosu gelişmektedir.

İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjilerinde oluşan klinik tablolar: Ürtiker, anjioödem, rinit, oral alerji sendromu, gastrointestinal anafilaksi, astım,anafilaksi'dir.

İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjilerinde oluşan klinik bulgular:

-Deri bulguları: Kaşıntı, yanma, kızartı, ürtiker (büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen,  bazen kaşıntılı olan, basmakla solan, deriden kabarık ve kızarık deri döküntüsü), anjioödem (derinin daha alt tabakalarında sıvı birikmesi (ödem) ile ortaya çıkan ve kaşıntıdan ziyade yanma hissinin eşlik ettiği şişliklerdir. Genellikle yüzde, göz kapaklarında, dudaklarda, kollarda ve bacaklarda ve genital bölgede oluşmaktadır)

 -Gastrointestinal (bağırsak sistemi) sistemi bulguları: Huzursuzluk, aşırı ağlamalar, kolik nöbetler, beslenmeyi reddetme, kilo alamama, kusma, ishal, kabızlık, kanlı gaita, karın ağrısı, kramplar ve oral alerji sendromu ( besin alındıktan sonra ağızda, dil ve dudaklarda, damakta, boğazda kaşıntı, yanma, şişlik).

-Solunum sistemi bulguları: Nefes darlığı, hırıltı,hışıltı, öksürük, burun akıntısı

-Göz bulguları: Görmede bulanıklık, gözlerde ağrı, sulanma, ışık­lardan rahatsız olma, kaşıntı, kızarma ve şişme.

-Anafilaktik şok:Ani gelişen yüzde, dudaklarda ve dilde şişme, kaşıntılı deri döküntüleri, vücutta yaygın kabarıklık, yüzde kızarma, şiddetli kusma, solunum yollarında gelişen ödeme bağlı olarak ortaya çıkan nefes almada güçlük ve tansiyonda düşme ile birlikte görülen bir şok tablosu. 

 

B) Non- İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjileri:

Besin allerjisinde duyarlılaşmış özel hücreler (T helper) aracılığıyla geç başlangıçlı (kronik) bulgular  oluşmaktadır. Alerjik besin alındığında, allejen besin ile o besin maddesine karşı oluşmuş duyarlılaşmış özel hücreler (spesifik T hücreler)karşılaştığında, duyarlılaşmış özel hücrelerden ortaya çıkan birçok maddeler (sitokinler= bağışıklık sistemi hücrelerinin işlevlerini kontrol eden kimyasal haberci madeler) salgılanır. Salgılanan bu kimyasal habercilerle kronik bulgular oluşturur.

Non- İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjilerinde oluşan kliniktablolar: Atopik dermatit; gıdanın tetiklediği enterokilit, proktokolit; Çöliak hastalığı, Heiner sendromu (gıdanın indüklediği hemosiderosis).

Non- İmunglobulin E aracılığıyla olan besin alerjilerinde oluşan klinik bulgular:

- Deri bulguları: egzema-kaşıntısı belirgin olan, kızarık, ödemli, cilde kalınlaşma ,sulanma, kabuk bağlama, pul pul döküntülü deri lezyonları- ve atopik dermatit.

- Gastrointestinal (bağırsak sistemi) sistemi bulguları: alerjik eozinofilik özafajit (gastroözafagial reflüü, aralıklı kusma, huzursuzluk, ağrılı yutma, yemeği reddetme, uyku bozukluğu, tedaviye dirençli reşü), alerjik eozinofilik gastroenterit (kilo kaybı, büyüme geriliği, ishal), alerjik eozinofilik proktokolit

- Solunum sistemi bulguları: Astım bulguları.

-Anafilaktik şok:Ani gelişen yüzde, dudaklarda ve dilde şişme, kaşıntılı deri döküntüleri, vücutta yaygın kabarıklık, yüzde kızarma, şiddetli kusma, solunum yollarında gelişen ödeme bağlı olarak ortaya çıkan nefes almada güçlük ve tansiyonda düşme ile birlikte görülen bir şok tablosu. 

 

C) Miks tip besin alerjileri

Besin allerjisinde duyarlılaşmış özel hücreler (spesifik T hücreleri) ve de aynı zamanda  spesifik IgE tipi antikorların da devreye girerek karma bir etki aracılığıyla geç başlangıçlı (kronik) bulgular  oluşmaktadır.

Miks tip besin alerjilerinde oluşan klinik tablolar: Atopik dermatit;besinle ilgili özafajit ve gastrit, enterokolit; astım'dır.

Çocuklarda; özellikle besin alerjisi düşündüren semptomlar:

1-Besin ve semptom arasında açık ilişki; Bu grup yüksek riskli gruptur.

- Yeni verilen bir gıdadan sonraki 1-2 saat içinde oluşan anafilaksi, yaygın alerjik reaksiyon (anjioödem, eritem, ürtiker) veya şiddetli kusma
- Oral alerji sendromu; besine özgül IgE +’liği ile birlikte, o besin alındığında ağız ve ağız çevresinde kaşınma
- Hayatın ilk aylarında persistan kusma veya kanlı ishal; besin proteinine bağlı eozinofilik gastrointestinal sendromlar

2-Sadece bazı çocuklarda ortaya çıkan ama besinle ilişkili semptomlar; risk daha az ama araştırılmalıdır.

-Asit supresyonu tedavisine cevap vermeyen gastroözefagial reflü
-İlk 1 yaş içinde ortaya çıkan ve topikal tedaviye yanıt vermeyen atopik dermatit
-Hayatın ilk haftalarında devamlı, şiddetli kolik
-Hazır mama eklenmesiyle birlikte başlayan kabızlık

Besin alerjinde tanı:

Besin alerjisi tanısı hastanın öyküsü, deri (prick)  testi, spesifik IgE kan testi(RAST), eliminasyon diyeti ve besini yükleme testleri ile konulur.

Besin alerjisinde tanıda hastanın yakınmaları ve beslenme öyküsünün çok önemli bir değeri vardır . Bebeklerin ve çocukların beslenmelerinin ne şekilde sağlanıldığı ve ne tür besinlerin verildiği ve besinlerden sonra ne gibi bulguların oluştuğu iyice saptanmalıdır. Günlük diyet listesi tutularak sorumlu besin ve besinler bulunmaya çalışılır. Besinle ilgili aşağıdaki konuların belirlenmesi gereklidir.

- Alerjiyi tetikleyen şüpheli besinin ne olduğu

- Yenilen şüpheli besinin miktarı

- Şüpheli besinin alınması (yutulması) ile belirtilerin başlaması arasında geçen süre

- Şüpheli besinin yutulması ile ortaya çıkan belirtilerin tipi

- Şüpheli besinin başka zamanlar alınması ile benzer belirtilerin ortaya çıkıp çıkmaması

- Başka tetikleyici faktörlerin (egzersiz gibi)  gerekip gerekmediği

- Son reaksiyondan beri geçen süre

Besin ile ilgili konular belirlendikten sonra ikinci önemli durum: besine alerjisine bağlı ne gibi belirtilerin olduğunun belirlenmesidir. Ayrıca bir çocuk hekimi tarafından çocuğun detaylı muayenesinin yapılması ve oluşan bulguların başka hastalığa bağlı bir bulgu olup olmadığının ortaya konulması gereklidir. Oluşan bulgular başka bir hastalığa bağlı gelişmediği belirlenmeli ve belirtilerin alınan gıdayla bağıntılı olduğu gözlemlenmelidir. Ayrıca bir besinin alerjiye yol açtığını kabul etmek için o besinin her alınışında alerjik belirtilerin bir veya birkaçının olması gerekmektedir. Besin alerjisinde besin alındıktan sonra oluşan belirtiler hasta tarafından tanım­lanır ve klasik olarak da bir ya da daha faz­la organda belirtiler bulunmaktadır.

Deri (prick)  testi:IgE aracılıklı besin alerjisi tanısında kullanılan kolay uygulanan, ucuz ve değerli bir testtir. Bu test her yaşta ve hatta çok küçük bebeklerde bile uygulanabilir. Ancak uzmanı tarafından yapılmalı ve dikkatle yorumlanmalıdır. 15-20 dakikada sonuç alınır.

Deri (prick) testi negatif ise %95 olasalıkla da besin alerjisi yoktur. Deri (prick)  testi

Pozitif ise hastanın besin alerjisi olma olasılığı %50’dir. (%50 olasılıkla da test pozitif olsa bile hastada besin alerjisi yoktur.) Testin pozitifliği için 2 yaşından küçük çocuklarda teste oluşan ödem plağının en az 8 mm çapında olması anlamlı kabul edilir. Bir yaştan küçük çocuklarda pozitif (prick)  deri testi büyük oranda tanıyı destekler. Eğer  Deri (prick)  testi negatif ise hastada  IgE kaynaklı alerjisi olmadığı kabul edilir. Bu durumda  intradermal deri testi önerilmemektedir.

Ayrıca Deri Yama (patch) testi de vardır. Bu yöntem geç tip besin alerjilerini saptamada (atopik dermatit ve eozinofilik özefajit  gibi) uygulanabilen yöntemlerdendir. Prik deri testi ile

kombine edildiğinde geç faz reaksiyonlarını da (duyarlılaşmış hücre (spesifik T hücreleri) aracılığıyla olan alerjileri de) ortaya çıkardığı için tanı şansını artırır.

Besin alerjisi tanısında besin antijenlerine karşı spesifik IgE kan testleri yapılmalıdır. RAST (radyoalergosorbent testi) veya benzer yöntemler uygulanır. Deri testine yakın duyarlılıkta sonuç verir. Besin antijenlerine karşı spesifik IgE kan testi(RAST) pozitifliği ve özelliklede yüksek değerler %90-95’in üstünde doğrulukla tanı koydurur. İnek sütü proteinlerine karşı spesifik IgE antikorları (koruyucu proteinleri) 0,35 kUA/L üzerinde olması anlamlıdır.  İnek sütü proteinlerine karşı spesifik IgE antikorları (koruyucu proteinleri) 2 yaş altı çocuklarda 5 kUA/L, büyük çocuklarda 15 kUA/L ve üzerinde seviyelerinde olması tanı koydurucudur. Yumurta için 2 yaş altı çocuklarda 2 kUA/L, büyük çocuklarda 7 kUA/L; yer fıstığı için 14 kUA/L, balık için 20  kUA/L üzerindeki değerler % 95 ve üzeri doğrulukla bu besinlere karşı alerjinin olduğunu gösterir. Besinlere karşı spesifik IgG antikorlarının varlığı besin alerjisi ile bağıntısı yoktur. Normal çocuklarda da besinlere karşı spesifik IgG antikorları bulunabilir.

Besin alerjisin de besin eliminasyon diyeti ve besini yükleme testleri ile tanı doğrulu tekrar değerlendirilmelidir. Alerji yaptığı şüphelenilen besin, yaklaşık en az 2 hafta beslenmeden çıkarılmalıdır. Hastada bu besin, alerji yapıyor ve hastada bu besin alerjisine bağlı klinik belirtiler oluşmuş ise eliminasyon sonrası bulgular kaybolur. Eliminasyon uygulaması, özellikle IgE dışı mekanizmalarla oluşan ve geç başlayan duyarlılaşmış hücre aracılığıyla olan besin alerjilerinin tanısında da yararlıdır.Çünkü hücre aracılığıyla olan besin alerjisini gösterecek ve tanı koyduracak bir laboratuar testi yoktur.Eliminasyon uygun şekilde uygulanmış ve buna rağmen hastanın belirtileri değişmez ise çocuktaki bozukluklar ve belirtilerin besin alerjisine bağlı olma olasılığı düşüktür. Ürtiker, anafilaksi gibi bir tabloya yol açtığı kesin bilinen besin, diyetten uzaklaştırılmalıdır. Ancak süt gibi eksikliğinde beslenme bozukluğuna yol açacak temel besinlerin eliminasyonu konusunda çok dikkatli olmak gerekir. Eliminasyon testinin besin alerjisinin tanısının konulmasının yanında tedavi amacı, çok daha önem arz eder.

Eliminasyon diyeti ile bir besin alerjisi tanısı konmuş ise besin yükleme testi ile tanı doğrulanmalıdır. Alerji yaptığı şüphelenilen besin hastaya düşük dozda, gözetim altında yedirilmeli ve hasta gözlenmelidir. Yükleme testi ile hastalık belirtilerin tekrar ortaya çıkması hastalık tanısını kesinleştirir. (Acık yükleme testinde doktor da hasta da verilen besinin içeriğini bilir. Süt çocukluğu döneminde en sık kullanılan yöntemdir.  Tek tarafıı acık yöntem: yüklenen besinin içeriğini doktor bilir, hasta bilmez.  Çift kör, plasebo kontrollü(DBPC) teste  hem hasta, hem doktor verilen besinin içeriğini bilmez. Bu test, altın standarttır. ) Yaşamı tehdit eden anafilaksi öyküsünden sorumlu besin belliyse yükleme testine gerek yoktur. Yükleme testi yoğun bakım koşulları sağlanıldığı, uygun hastane ortamında yapılması daha uygundur. Ancak hafif deri döküntüsü gibi alerjik reaksiyonlar gösteren ve deri testi de negatif olan çocuklarda, aile eğitilerek çocuğun doğal ortamı olan evde de yapılabilir. Günlük pratikte bebeklerde genellikle açık yükleme testi yeterlidir. Şüphelenilen besin için önce ağız/dudak testi yapılmalıdır. Besin alt dudağının oral mukozasına sürülür. Eğer işleme birkaç dakika içinde kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı veya mukozada(değdirilen yerde, dudakta) şişme  gibi pozitif bir yanıt gözlenir ise ağızdan alma şeklinde yükleme testine gerek yoktur. Eğer ağız/dudak testi negatif ise ağızdan alma şeklinde yükleme testi denenmelidir.

Besin alerjisinin tedavisi:

Besin alerjileri için tek tedavi seçeneği alerjiden sorumlu besinlerin belirlenmesi ve bu besinin eliminasyonudur (hastaya verilmemesidir). Besin alerjisinde ana prensip, alerjen besinden sakınmak olduğundan; bebeklik döneminde eliminasyon uygularken, kesin tanı ve doğru

uygulama çok önemlidir. Çünkü özellikle en sık görülen süt alerjisi nedeniyle süt ve ürünlerinden sakınırken, yerine uygun beslenme düzenlemesini mutlak gerektirir. Aksi taktirde bu kez beslenme, büyüme ve gelişme bozuklukları ortaya çıkar. Besinin çocuğun beslenmesinden sıkı şekilde çıkartılması besin alerjisinin daha erken düzelmesini sağlar. Bu nedenle çocuğun tüm ailesinin ve çevresinin eğitilmesi tedavinin başarılı olabilmesi için zorunludur. Aileler bebeklerine hangi ve ne tür besin verdiklerini bilmelidirler. Bu nedenle verilen her besinin içeriği bilinmeli ve besin üzerinde açıklayıcı bilgiler, etiketler mutlak okunmalıdır.              

Besin alerjisinin tedavisinde eliminasyonun yanında bazı hastalarda semptomatik ilaç tedavisi de gerekebilir. Semptomatik tedavi olarak antihistaminikler , ketotifen ve kortikosteridler kullanılır.

Besin alerjisi tedavisinde oral immunoterapide (gıdanın belirli ve az miktarlarda, aşılama gibi ardışık verilerek ve miktar artırılarak yapılan tedavi)   yapılabilir. İmmunoterapi hastane koşullarında ve Çocuk Alerji Uzmanlarınca yapılır.

 

Besin alerjisinin seyri :

Besin alerjisinde, çocukların çoğunda zamanla besin alerjisi geçer ve alerjiye neden olan besin tolere edebilir. Çocukların %56’sının 1 yılda, % 77’sinin 2 yılda, % 87’sinin 3 yılda alerji gösterdikleri besine karşı tolerans geliştirdiği gösterilmiştir. Süt, yumurta, soya ve buğdaya bağlı alerjik reaksiyonlar genellikle 1-2 yaşından sonra kaybolur. Deniz ürünlerine ve fındık-fıstığa karşı duyarlılık yaşam boyu sürebilir.Non-IgE aracılıklı besin alerjileri 3 yaş civarında kaybolur. Meyve ve sebzelerle görülen alerjik reaksiyonlar genellikle hafif ve geçicidir. Bu nedenle özellikle süt alerjilerinde alerjinin geçip geçmediğini anlamak için 6 ayda bir yükleme testi yapılır.

Çocuklarda besin spesifik IgE konsantrasyonu zamanla düşer. Hatta bazı çocuklarda çok ciddi ve ağır alerji olsa bile zamanla tolerans geliştiği gözlemlenebilir. Toleransın mekanizması bilinmemektedir.

Besin alerjisinde besin beslenmeden elimine edildikten 2 yıl geçmesinden sonra, yükleme testi yapılarak (alerjen gıda verilmeye başlanarak) belirtilerin ortaya çıkıp çıkmadığı gözlenip, hastalığın düzelip düzelmediği takip edilmelidir.

Erişkinlerde ise besin alerjisi yaşam boyu devam edebilir.

İlk yaşta fıstık alerjisi olanların %80’inde, 5 yaşında halen fıstık alerjisi olanların hepsinde fıstık alerjisi devam etmektedir. Süt alerjilerinin % 35’inde başka alerjik hastalıklar gelişebilir. Bir besine karşı alerjisi olan bir çocukta bir başka besine de alerji gelişme riski %50-60, puberteden önce inhalan alerjenlere karşı alerji geliştirime riski % 80’in üzerindedir. Besin alerjisi olan çocuklarda ileriki yaşlarda alerjik diğer hastalıkların (atopik dermatit, kontak ürtiker, hışıltılı bebek, astım, alerjik rinit) gelişme durumu daha fazladır.

Korunma

Çocuk sağlığında herhangi bir hastalığı tedavi etmek yerine o hastalıktan koruma temel yaklaşımdır. Besin alerjisinden korumada risk altında olan bebeklerin saptanması önemlidir. Bebeklerde atopi (genetik mekanizmalara bağlı olarak alerjik reaksiyonlara karşı hassas olması) riski olması, besin alerjisinin sık görülmesine neden olur. Atopi riski olan bebekler; anne, baba veya kardeşlerinden en az birisinde astım, alerjik rinit, atopik dermatit gibi atopik hastalık öyküsü olan bebeklerdir. Risk altındaki bu bebeklerde sık görülen besin alerjilerine karşı bilinçli olunmalıdır. Bu nedenle gerek beslenme, gerekse korunma acısından anne sütünün üstünlüğü tartışılmazdır. Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü almalarının sağlanması temel yaklaşım olmalıdır. Anne sütü  ile besleme, atopik hastalık gelişmesini anlamlı şekilde önler. Anne sütü yok veya yetersizse, tam hidrolize mama seçilebilir. Hidrolize olmayan veya az hidrolize mamalar atopi açısından risklidir. İnek sütü proteini bu tür çocuklara mümkün olduğunca geç başlanmalıdır.

Ayrıca barsak florasının uygun şekilde oluşturulması çok önemlidir. Gereksiz antibiyotik kullanılmamalıdır. Özellikle ilk 3 ay antibiyotik verilirken çok düşünülmelidir. bebeklik ve çocukluk çağında katkı maddeli, gazlı, hazır yiyeceklerden uzak durulmalıdır.

Diğer bir konuda,bağışıklık sisteminin gelişmekte olduğu 0-3 yaş arasında besin alerjileri sık görüldüğünden, atopik ailelerin bebeklerinde alerjik besinlerin verilmesi geciktirilmelidir. İnek sütü 1 yaşına kadar, yumurta 18-24 aylık olana kadar ve de yer fıstığı, fındık, ceviz, soya, balık 3 yaşına kadar verilmemesi, tam kabul görmese de bazı araştırmacılar tarafından önerilmektedir.